Türk kültüründe ev, sadece barınılan fiziksel bir mekan değil; evreni (makro-kozmosu) simgeleyen kutsal ve korunaklı bir alandır. Bu kutsal alanın dış dünyayla bağını kuran en kritik nokta ise “eşik”tir. Günümüzde bile Anadolu’da “eşikte oturulmaz”, “eşiğe basan çarpılır” şeklindeki inanışlar canlılığını korur. Bu kültürel davranışın kökleri, İslamiyet öncesi Türk mitolojisine, yeraltı tanrısı Erlik Han’ın oğullarına ve şamanistik geçiş ritüellerine dayanır. Eşik, sıradan bir yapı malzemesi olmanın ötesinde, iki farklı dünya arasındaki sınır çizgisidir.
Türk mitolojisinde yeraltı tanrısı Erlik Han, sanılanın aksine mutlak bir “kötülük” simgesi değildir. İnsanlar ahlaki olarak yozlaştığında ve azdığında onlara ceza olarak hastalıklar gönderir. Ancak dengenin korunmasına da yardım eder. Mitolojiye göre “körmöz” adı verilen kötü ruhlar insanlara zarar verip kendi aralarında savaştığında, Erlik Han insanları korumak için yeryüzüne kendi bahadır oğullarını göndermiştir.
Bu güçlü oğullar, Türk otağlarının kapılarında ve eşiklerinde bekleyen birer muhafızdır. Görevleri, kötü ruhların içeri sızmasını engellemek ve onları yakalayıp dört kulplu demir kazanlara atmaktır. Bu nedenle eşiğe basmak, o evi koruyan Erlik’in oğullarına ve koruyucu ruhlara (eşik cinlerine) saygısızlık etmek anlamına gelir.
Eşiğin bir diğer önemli boyutu ise kozmolojik ve sosyolojik “geçiş” (tekamül) simgesi olmasıdır. Türk söylencelerinde ve masallarında dışarısı tekinsiz, içerisi ise güvenli ve kutsaldır. Avcıdan kaçan bir geyiğin otağdan içeri girince güzel bir kıza dönüşmesi bu dönüşümün en net örneğidir. “Eşik atlamak” deyimi de buradan gelir. İnsan hayatındaki dönüm noktaları olan doğum, ergenlik, evlilik (gelinin koca evine eşikten girmesi) ve ölüm, hep bir durumdan başka bir duruma geçişi, yani bir eşik atlamayı ifade eder.
Türk söylence kültüründe eşiğe basmama ve eşikten korkma geleneği, derin bir saygı ve koruma içgüdüsünün yansımasıdır. Eşik, Erlik Han’ın görevlendirdiği kapı bekçilerinin makamıdır ve kutsal olan otağı dışarıdaki tekinsiz dünyadan ayırır. Günümüzde hala yaşatılan bu batıl inanç gibi görünen adetler, aslında binlerce yıllık Türk kozmolojisinin, ruhsal tekamül anlayışının ve “geçiş ritüellerinin” modern dünyaya taşınmış canlı izleridir.
KAYNAKLAR
İnan, Abdülkadir (1972). Tarihte ve Bugün Şamanizm. Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Ögel, Bahaeddin (1971). Türk Mitolojisi (Cilt 1-2). Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Çoruhlu, Yaşar (2002). Türk Mitolojisinin Anahatları. Kabalcı Yayınevi.
Eliade, Mircea (2017). Kutsal ve Dindışı. Dergâh Yayınları












Bir cevap yazın