İnsan, insanda aslını seyreder.
Ruh, kendi yüzünü doğrudan göremez,bunun için başka bir ruha ihtiyaç duyar…her karşılaşma, bu yüzden görünmeyenin görünür olduğu kutsal bir eşiktir.
Kimi gelir, yaranı gösterir. Kimi özünü… Kimi de henüz farkına bile varmadığın hakikatini…
Sen “onu gördüm” sanırsın…oysa gören de, görülen de aynı ateşin farklı kıvılcımlarıdır.
Simyacılar buna ‘solve et coagula, derdi…önce çözülürsün… sonra yeniden kurulduğunu sanırsın….oysa kurulan sen değil kendine dair kurduğun yanılsamadır.
Her insan, Tanrı’nın elindeki cilalı bir aynadır….kimi paslıdır, gölgeni gösterir…kimi berraktır, nurunu. Ama sonuçta ikisi de sana senden başka bir şey gösteremez.
Hakikat bir çift gözün içinde seni kendine geri çağırır.
Karşına çıkan hiç kimse kaderin değildir…karşına çıkan herkes kendine dönüş yolunda önüne konmuş bir eşiktir.
İnsanın insanda gördüğü güzellik de çirkinlik de kendi öz’ünden başka bir şey değildir. İnsan, insanda Tanrı’nın kendisi için tuttuğu aynaya bakar…o aynada kırılan her suret “ben” dediğin puttan kopan ilk parçadır.
Çünkü yolun sonunda anladığın şey şu olur: Seyrettiğin hiçbir yüz başkasına ait değildi. Hakikat, ezelden beri kendi kendini seyrediyordu.
İnsan insanın aynasıdır.












Bir cevap yazın