Sevgi, iki insan arasında gidip gelen sıradan, beşerî bir duygu değildir.
Sevgi; insanın kendi ezelî özünü, bir başka varlığın aynasında seyreden saf bilincin tebessümüdür.
Belki de hakiki insanlık kapısının ilk gizli anahtarı, o aynada gördüğü “kendini” koşulsuzca sevebilmektir.
O kapıdan içeri girildiğinde;
ne üstünlük taslayan bir kibir kalır,
ne de kendini eksik sanan bir yanılgı…
Ne dışarıda çaresizce arayan vardır,
ne de keşfedilmeyi bekleyen bir aranan…
Sadece zamanın ve mekânın ötesinde, kendini sonsuz biçimlerde, suretlerde ve bedenlerde deneyimleyen Tek Yaşam vardır.
İşte gerçek sevgi; bu sonsuz formların ardında atan o ezelî ve ebedî kalbi, yani içimizdeki Tek Yaşamı tanımaktır.
Belki de her şey, insanın kendi içine doğru attığı o ilk cesur adımla başlar: kendini sevmekle…
Ama geçici olan ego benliğiyle değil; zamansız, sessiz ve derin olan Öz Bilinçle.












Bir cevap yazın