Bazı kitaplar okunmaz; içinde dolaşılır.
Evin Sıkıntısı, evi yalnızca duvarlardan, pencerelerden ve çatılardan oluşan bir yapı olarak görmez. Çünkü ev, insanın dünyaya ilk dokunduğu yerdir. İlk sesi, ilk kokuyu, ilk korkuyu, ilk özlemi ve ilk yalnızlığı içinde saklayan sessiz bir hafızadır.
Işık Sungurlar Baysal, fenomenolojik bir bakışla “ev”i yeniden düşünmeye çağırıyor. Evin sadece bizi dış dünyanın sertliğinden koruyan bir barınak olmadığını; kimliğimizi, anılarımızı ve ruh hâlimizi biçimlendiren yaşayan bir varlık gibi ele alıyor. Bazen bizi saran bir yuva, bazen daraltan bir kafes, bazen de yıllar geçse bile içimizde taşımaya devam ettiğimiz görünmez bir yük…
Kitabın kapağı da bu düşüncenin güçlü bir yansıması. Üst üste eklenmiş, birbirine yaslanmış, çatlamış ve eskimiş evler… Her duvar başka bir hikâyeyi, her pencere başka bir bekleyişi, her çatlak ise insan ruhundaki görünmeyen kırıkları anlatıyor. Çünkü aslında insan biraz da oturduğu evdir; terk ettiği evdir; özlediği evdir.
Belki de en büyük soru şudur:
İnsan evi mi taşır, yoksa ev mi insanı?
Evin Sıkıntısı, mimarlık, felsefe ve insan ruhu arasında kurduğu zarif köprüyle, okurunu yalnızca mekân üzerine değil, kendisi üzerine de düşünmeye davet eden derinlikli bir eser. Sayfaları ilerledikçe fark ediyorsunuz ki bazen en büyük sıkıntı, yaşadığımız evde değil; içimizde yıllardır kapısını açamadığımız odalardadır.
“Ev, sadece içine girdiğimiz yer değildir; bazen ömrümüz boyunca içinden çıkamadığımız yerdir.”
Mehmet Özgür Ersan 2026












Bir cevap yazın