Bazı karşılaşmalar vardır; takvimler onları bir tesadüf diye yazar, fakat kalp bilir ki onlar kaderin sessizce ördüğü ince bir nakıştır.
İlhan İrem ile Hansu İrem’in hikâyesi de böyledir…
28 Temmuz 2022’de bu dünyadan ayrılan İlhan İrem, ardında yalnızca şarkılar bırakmadı. Bir yaşam felsefesi, bir sevgi dili ve insan ruhuna uzanan zarif bir yol bıraktı. “Boşver Arkadaş”, “Anlasana”, “İşte Hayat” ve daha nice eseriyle milyonların yüreğine dokundu. Onun sesi sustu belki; ama söylediği sözler hâlâ zamanın içinde yankılanıyor.
Hayat arkadaşını ise yıllar önce bir rüyanın içinden tanımış gibiydi.
Hansu İrem, daha küçücük bir kız çocuğuyken gördüğü rüyada, taş evlerle çevrili eski bir sokakta yürüyen İlhan İrem’i görür. İlhan İrem dönüp ona bakar ve sadece şu cümleyi söyler:
“Ben seni bulamam… Sen beni bul.”
Çocuk kalbine düşen bu söz, yıllarca sönmeyen bir ışığa dönüşür.
Yıllar sonra Ankara’da verilen bir konserin ardından, sarı saçlı genç bir kız, kalabalığın arasından sessizce yaklaşır. Elindeki kitabı İlhan İrem’e uzatır ve tek kelime etmeden kaybolur. Kitabın içinde ne bir isim vardır ne bir adres…
Yalnızca şu cümle:
“Sözcüklerin büyütülmesinin bazen sessizlik olduğunu ve neşenin büyütülmesinin bazen gözyaşları olduğunu…”
İlhan İrem, o birkaç saniyelik karşılaşmada, çevresindeki herkesten farklı bir ruhla karşılaştığını hisseder. O yıllarda şöhretin gürültüsünden yorulmuş, popüler kültürün kalabalığından uzaklaşmaya çalışan sanatçı için bu sessiz kız, adeta başka bir âlemden gelen ince bir çağrıdır.
Turne biter.
İstanbul’un telaşı başlar.
Hayat, hatıraların üzerini örter.
Fakat kader unutmamaktadır.
Bir röportaj sırasında elinde hâlâ o kitap vardır. Gazeteciye hiç düşünmeden şu cümleyi söyler:
“Ankara konserinde bu kitabı bana veren kızla evleneceğim.”
Bu, belki de kaderin kendi ağzından verdiği ilk sözdür.
Aradan üç yıl geçer.
Yine Ankara…
Yine bir konser…
Kalabalığın içinde aynı yüz…
Bu kez onu tanımakta hiç zorlanmaz.
Kulise davet eder.
Sessizlik yine konuşmaktadır.
Ertesi gün Gölbaşı’nın serin yürüyüş yollarında uzun bir yürüyüş yaparlar. Hansu, yıllar önce gördüğü rüyayı anlatır. Röportajı okuduğunu, fakat o günün şartlarında sanatçıya ulaşamadığını söyler.
İkisi de fark eder ki birbirlerini aslında çok önceden tanımaktadır.
Belki isimlerini değil…
Ama ruhlarını…
Sonraki yıllar boyunca kimsenin bilmediği uzun telefon konuşmaları başlar.
Konuştukları şey magazin değildir.
Hayat değildir yalnızca.
Edebiyattır…
Felsefedir…
Sinemadır…
İnsandır…
Hakikattir…
İlhan İrem, Hansu’nun yalnızca masum bir genç kadın olmadığını görür; onun sessizliğinin ardında binlerce yıllık bir bilgelik saklıdır.
Yeni yazdığı şarkıları ilk ona dinletir.
Mutluluklarını da kırgınlıklarını da onunla paylaşır.
Ve bir gün anlar ki, aradığı yol arkadaşı bütün gürültülerin dışında, yıllardır sessizce onu beklemektedir.
Artık şehirlerin kalabalığı anlamını yitirmiştir.
Şöhretin ışıkları sönmüştür.
Geriye yalnızca iki ruhun birbirini tanıması kalmıştır.
İlhan İrem bu duygusunu şu sözlerle özetler:
“Anlamsız bir dünyada, anlamsız insanlarla, anlamsız koşulları geride bırakıp bambaşka bir yolculuğa çıkmaya karar verdim. Işık yürekli insanlar için birlikte cennetimizi kuracağım insan Hansu İrem’di. Biz birbirimizi başka boyutlardan tanıyorduk.”
Ve sonunda…
1 Ekim 1991’de, yalnızca ailelerinin katıldığı sade bir törenle İda Dağları’nın sessizliğinde evlendiler.
Belki de bu yüzden onların hikâyesi bir aşk hikâyesinden çok daha fazlasıdır.
Kimilerine göre romantik bir tesadüf…
Kimilerine göre kader…
Kimilerine göre ise ruhların, zamanın ötesinden birbirini tanımasının sessiz hikâyesi…
İlhan İrem’in de dediği gibi…
“Bazı insanlar birbirlerini bu dünyada tanımazlar; sadece yeniden hatırlarlar…”
Bu hikâye, İlhan İrem’in sanatını da anlamamıza yardımcı olur. Onun şarkılarındaki özlem, sessizlik, ışık, gökyüzü ve sonsuzluk imgeleri, yalnızca şiirsel metaforlar değil; hayatı ve sevgiyi algılama biçiminin de yansımasıdır. Onun için aşk, iki insanın karşılaşması değil, iki ruhun uzun bir ayrılıktan sonra birbirini yeniden bulmasıydı. Bu nedenle İlhan İrem’in anlattığı “göksel buluşma”, yalnızca kişisel bir anı değil; insanın sevgiye, kadere ve hakikate dair en zarif anlatılarından biri olarak hafızalarda yaşamaya devam edecektir.












Bir cevap yazın