Suyu bulandırdılar* Sohrab
kan karıştı yüzümüzün aynasına
kurudu ağaçların kökleri
taşa döndü insanın ekmeği
ve çatladı toprak testiler susuzluktan
Bu ağrıyı hangi el getirip bıraktı göğsümüze
kederle kim yıkadı kalbimizi
ceylanların Sohrab, o sürmeli ceylanların
ben kapattım açık kalan gözlerini
Bir anda kanattı toprağın göğsünü demir kuşlar
sığırcıklar kızıl bir infilâkla savruldu
geceyi gündüzle birleştirdi kin, öfke ve ses
öyle bir kasırga ki bu
ateşten daha ateş
Ey sabahın yaslı sam yeli,
taşıdığın matem midir şimdi
fenerler söndü kadim bahçelerde
avluda taşlar sustu
suyun yüzünde uyuyor havuzun kırmızı balıkları
dün şu okulda yüz yetmiş beş çiçek soldu!
Gülün rengine boyandı bülbüller
aşk dolu gazeller sustu
gam dilinde şimdi-
setarın tellerinden dökülen ezgiler
daha ne vakte kadar saçacaksın kin tohumunu ey insan
acının ipliği ne zaman sökülecek elbisemizden
Ne bekliyorsun Sohrab,
al fırçanı eline
İsfahan ve Tebriz’in bahçeleri gülistan olsun
Hafız’ın gazellerinde binlerce çerağ yansın
bir şiir yaz Şiraz’da kavgadan uzak-
aşkı narını anlatsın
Yağmurlu gözlerle bak çağın delirmişliğine Sohrab
binlerce güvercin kondur semanın tuvaline
onlar ki asla vurulmaz
ve kanamaz barışa dek
al fırçanı Sohrab,
dünyaya çok beyaz boya gerek…
*Sohrab Sepehri’nin “Suyu bulandırmayalım” şiirine bir barış selamı












Bir cevap yazın